Eski Okulumuz

18 Aralık, 2011

 

Değirmelik Köyü’nde Eski Okul ve Eğitim

 

1943 yılında harmanlar istimlak edilerek eski okul yapıldı. Muhtar Sadık Girgin’in bu konuda büyük emeği vardır. Bu okul 1947 yılında eğitime açıldı. 1950 yılında devlet her köye okul yapmaya karar verdi. Köylüler 20 gün imece usulüyle çalışarak yeni okulu yaptılar. Eski okul ilk mezunları 1952 yılında vermiştir. Bu gün kapalı olan Değirmenlik köyünün yeni okulu, taşımalı eğitime yenilmiş, yirmiüç öğrencisiyle, Cevizli’de eğitime devam etmektedir. Benim çocukluğumda, 1978 yılında süt tozundan yapılan sütler dağıtılırdı. Okulun yanında kapalı bir yer vardı. Buraya sütlük diyorduk. Pazartesi günleri sabah bizlere süt tozundan yapılan süt verilirdi.

 

Ali Sümbül:

1947 yılında köylü imece usulüyle iki derslikli bir okul ve Hoca Mehmet’in evinin olduğu harmanda müstakil bir öğretmen evi yaptı. Okul her zaman evlere yeni masraflar açmıştır. Siyah önlük, beyaz yaka, çanta, defter, kalem. Ya para, ne gezer o zaman para. İnsanlarda para mara yoktu. Alavada bezleri alınır boyanır, önlük yapılır, arta kalanından çanta, yaka yapılır. Okul için fotoğrafçı gelirdi. Fotoğraf karşılığında fasulye, ceviz, kumpir verilirdi. Çoğu zaman yalınayak giderdik okula. Kışın keçi kılından yapılan çoraplar giyerdik. Altına keçi derisi dikilirdi. Bu ayakkabılar yağmurda karda ıslanır, vıcık vıcık olurdu. Ayaklar mosmor olurdu. Çocuklar, ayaklarda kıl şalvar, üstte zıbın ve ak terllikle okula gelirlerdi. Okulda bit kontrolü yapılırdı. Her talebede de bit çıkardı. Kız talebeler daha vahim durumda olurdu. Erkekler bu sorunlardan dolayı saçlarını hep kısa kestirmek zorunda kalırlardı.  Bit otu (DDT) çıkınca herkes rahatladı. Değirmenlik köyünde benim hatırladığım muallimler, Nuri Akgül (1953), İbradı’lı Abdurrahman Ürek (1950), Cemerler’li Ali Kemal Durmaz (1955-56) yılında öğretmenlik yaptı. Abdurrahman hoca av hastası bir adamdı. Evet, Süleymaniye annemin köyüdür. 5 sene (1938-1943) ilkokulu bu köyde okuduğum için hafızam tatlı hatıralarla doludur. Biz değirmenlikten (2 kilometre) karda – buzda, çamurda, ekseriyetle yalınayak yürüyerek gelirdik bu köye. Varsa da yoksa da bizler için dünya Değirmenlik ile Süleymaniye idi. Sobada yakacağımız odunu köyümüzden ellimizde getirirdik.  Kitaplarımızı ve defterlerimizi gözümüz gibi korurduk. Kurşunkalemimizi sivriltirken azami itina gösterirdik. Dökülmez yuvarlak hokkalarımızı en kıymetli bir eşyamız olarak saklardık. Çantamız Alavada alacası denilen sert bir bezden dikilirdi. Biz bunu çaputlardan yuvarlanarak dikilmiş yine bir bez parçası ile boynumuza asardık.

Bir yorum yazın.